Ülkemizde çok partili hayata geçiş 18 Temmuz 1945’te Milli Kalkınma Partisi’nin kurulması ile olmuş, 9 Eylül 1923’de kurulan Cumhuriyet Halk Partisi’nden sonra herkesin aklına ilk gelen olduğunu sandığım Demokrat Parti ise 7 Ocak 1946’da kurulmuştur.
İlk çok partili seçim ise 21 Temmuz 1946 da yapılmıştır.
Aradan geçen 73 yıl içinde onlarca kez seçime giden yurttaşlarımız çok partili seçimler aracılığı ile demokrasiye geçmeye çalıştılar, hala da ilgili çalışmalara heyecan ile devam ediyorlar, ediyoruz.
Sonuncu deneme 24 Haziran 2018 Pazar günü oldu. Öncesinde, sırasında ve sonrasında yaşananlar ile ilgili yorumlar muhtelif …
Birileri bizleri çok partili seçim ile demokrasinin aynı şeyler olduğu konusunda ikna etti demek istemiyorum, “biz kendi kendimizi kandırmış durumdayız” galiba.
Mevcut çok partili süreç ile demokrasinin doğal yakınlıklarının tersine benzer bir mesafe de, biz yurttaşlar ile kanun koyucular arasında var “ne yazık ki”.
Bence; yasal eşitlik, özgürlük ve hukukun üstünlüğü gibi demokrasinin önemli unsurlarına sahip olabilmemiz için –hepimizin anlayacağı ifade ile- birkaç fırın daha ekmek yememiz gerekiyor gibi görünüyor.
Yukarıdaki cümle içinde yazılı olan, “Fırınlar dolusu ekmek” EĞİTİM SEVİYEMİZİN YÜKSEL(TİL)MESİ ve GELENEKSEL İLİŞKİLERİMİZDEN KURTULMAK anlamına gelmektedir.
Geleneksel ilişkilerimizden kurtulmak derken; “yurttaşlık kavramını” hemşerilik, kardeşlik, vb hatır ilişkilerimizin önüne koymamız ve birilerinin bizim adımıza hayaller kurmalarını ve bizleri de alternatifsiz bırakmalarını engellememizden bahsediyorum.
İhtiyacımız olan ciddi adımı atması gereken yaklaşık 81 milyonun eğitim ortalamasının henüz beşinci sınıf seviyesinde olduğunu düşününce; siyasi partiler ve seçim yasaları nasıl düzenlenirse düzenlensin çok partili seçimlerin DEMOKRATİK olması ve DEMOKRASİ’ye hizmet etmesinin–şimdilik- çok zor olduğunu itiraf etmek ancak imkansız olmadığını da yüksek sesle söyleyebilmek gerek, diye düşünüyorum.
Ve diyorum ki; bu süreçte -1961 1980 yılları arasında olduğu gibi- Parlamenter Demokrasimizin CUMHURİYET SENATOSU ile desteklenmesinin ciddi yararı olacaktır.
Ben diyorum ki; birikimli, yetkin, uzman, üniversite mezunu yurtseverlerden oluşacak olan SENATO üyelerinin -yasama sürecinde güncel, geleneksel, kısır politikalardan bağımsız olarak- TOPLUMSAL YARARI önceliklendirerek ULUSAL VİZYONUMUZA sahip çıkmaları olasılığı tartışılmalıdır.
Ben diyorum ki; Demokratik Parlamenter Sistemi “akıl ve yürek” olarak nitelendirir isek Cumhuriyet Senatosunu da “göz, kulak ve vicdan” olarak tekrar göreve davet edebiliriz.
Hepimiz biliyoruz ki; bir süre sonra mevcut anayasanın değişimi tekrar gündeme gelecek, unutmayalım.
Ne dersiniz “CUMHURİYET SENATOSU” konuşmaya, araştırmaya, değerlendirmeye değmez mi?
Yukarıdaki yazıyı okuduktan sonra aklınıza gelen(ler)i bir tek kelime de olsa aşağıya veya .. numaralı sayfaya yazmak ister misiniz?
