İzinlerinizle, sizlere (aslında hepimize) birkaç soru sormak istiyorum.
1 – Yurttaşlık haklarımızı biliyor muyuz?
2 – Yurttaşlık görevlerimizi biliyor muyuz?
3 – Yurttaşlık sorumluluklarımızı biliyor muyuz?
4 – Sevdiklerimiz ve hatta kendimiz ile ilgili konularda kimler karar alıyor(lar), biliyor muyuz?
5 – Dolaylı ve/veya doğrudan bizlerle ilgili olan kararları alanlar gerçekten yetkin kişiler mi acaba?
İlk soruya cevap olarak; birinci kuşak (klasik) haklar; yaşama ve özgürlük hakkı vb,, ikinci kuşak (sosyal) haklar; eğitim ve sağlık vb , üçüncü kuşak (dayanışma) haklar; barış ve çevre vb diye devam edebiliriz.
İkinci soru ile ilgili olarak ilk akla gelenler; “yasalara uymak”, “vergi”, “oy vermek”, erkekler için ” askerlik” vb olabilir.
Dördüncü soruya cevap olarak; farklı alanlarda birden çok ve farklı kişiler olduklarının yanında, büyük çoğunluğunun isimlerini dahi bilmediğimizi de söylemek mümkün, sanıyorum.
Beşincisi ile ilgili cevabım ise; “istisnalar kaideleri bozmaz” diyerek, HAYIR.
Yanlış okumadınız, HAYIR!
Yani, dolaylı ve/veya doğrudan bizlerle, sevdiklerimizle ilgili kararları alanlar (istisnalar hariç) gerçekten YETKİN kişiler DEĞİLLER. Biraz derinleştirelim isterseniz.
Bence; “onlar” genellikle ilişkilerinin gücü ile aday oldukları temsil görevlerine hangi birikim, yetkinlik ve becerileri ile aday olduklarının farkında değillerdir, düşünmeleri gerekmemiştir ve dolayısı ile hangi yetkinliklerini daha da geliştirmeleri gerektiğini bilmezler.
Neden mi?
ÇÜNKÜ BİZ, ikinci sorudaki “görevlerimiz” ile üçüncü sorudaki “sorumluluklarımız” arasındaki farkı bilmiyoruz ve/ya ihmal ediyoruz da ondan.
ÇÜNKÜ BİZ, “yurttaşlık sorumluluklarımız”ın yaşam kalitemize olası etkilerinin farkında değiliz de ondan.
ÇÜNKÜ BİZ, ilk sorumluluğumuz olan AKTİF YURTTAŞ olmak konusunda hep çekingen davrandık da ondan.
ÇÜNKÜ BİZ, apartmanlarımızdan, mahallelerimizden, köylerimizden başlayıp, ülke yönetimine kadar tüm yönetim süreçlerini “yoğun işlerimizi ve/veya kariyer planlarımızı bahane ederek” hep başkalarına havale ettik de ondan.
ÇÜNKÜ BİZ, kendimizi doğrudan ilgilendiren konularda dahi yönetime KATILMAK yerine, “sokaklarımızdan, mahallelerimizden başlayarak izlemeyi ve apartmanlarımızdan başlayarak bedelini ödemeyi” kabul ettik de ondan.
ÇÜNKÜ BİZ, bizleri TEMSİL etsin diye görev verdiklerimizi, seçim süreçleri sonunda değerlendirmek gerekiyor ise değiştirmek ile yetinip, süreç içinde olaya tepki ve/veya konuya yaklaşım bazında denetlemek, görüş ve önerilerimizi paylaşmak konusunda yetersiz kaldık da ondan.
Diyorum ki; yarından tezi yok “apartmanımızdan, sokağımızdan, mahallemizden başlayarak” hayaller kuralım ve komşularımız ile paylaşalım. Hep birlikte mutlu olabilmek adına ortaklaştırılmış, önceliklendirilmiş beklentilerimiz olsun.
Diyorum ki; bunların gerçekleştirilmesi için, “bizler de” neler yapabileceğimizi düşünelim, süreçlere bizzat KATILALIM.
Diyorum ki; etki alanlarımız dışına çıkmamız gerektiğinde, birikimlerine güvenerek şeffaf uzlaşı yöntemleri ile belirlediğimiz komşularımızın / arkadaşlarımızın bizleri TEMSİL etmelerini sağlayalım.
Diyorum ki; gelin AKTİF YURTTAŞLAR olarak, “KATILIM, TEMSİL ve DENETİM kavramlarının (içselleştirilmiş önemi ve değerleri ile) yaşamımızın içinde yer alabilmeleri için olası yöntemler” konularında biraz sohbet edelim.
Ne dersiniz?
Yukarıdaki yazıyı okuduktan sonra aklınızaa gelen(ler)i bir tek kelime de olsa aşağıya veya .. numaralı sayfaya yazmak ister misiniz?
