BİZE RAĞMEN

BİZE RAĞMEN

BİZİM İÇİN

Merhabalar değerli arkadaşlarım,

Bizler genellikle iyi niyetli insanlarızdır. Bazen, kendimizi dahi ihmal ederek, çevremizdekilerin bilgisi olmadan onlar adına fedakarlıklarda bulunuruz, bizim için de “fedakarlıklar” yapılır ve bu garip döngü devam eder. Yoksa siz hiç kimse adına O‘na rağmen fedakarlık yapmadınız mı?

İsterseniz kronolojik olarak düşünelim; “bizim için bize rağmen” ilk fedakarlıklar annelerimiz, babalarımız tarafından yapılmıştır ve tabii sonra da öğretmenlerimiz, dostlarımız, arkadaşlarımız, komşularımız,  amirlerimiz, …

Sözünü ettiğimiz kişilerin hepsi bizi sevdikleri ve bizim daha mutlu olmamızı istedikleri için bizim adımıza kararlar almışlar ve hatta bazen danışmayı bırakın bize haber bile vermeden uygulamışlardır. Bu yorumu destekleyecek, eminim hepimizin kendine özel anıları vardır.

Özel olanların yanında, bir de genel olarak hepimizi ilgilendiren konularda ve hepimizin ortak iyiliği için alınan kararlar var, bize danışılmadan, bizim için, bize rağmen, bizim adımıza  alınan kararlar, işte hemen aklıma gelenler;

Ülke ekonomimiz ve dolayısı ile mutlu(!) geleceğimiz için 24 Ocak 1980 kararları alındı,

Hepimizin güvenliği(!) ve huzurunun(!) garanti altına alınabilmesi için 12 Eylül 1980 darbesi yapıldı,

Devletimizin gereksiz şeyler ile enerji kaybetmeyerek bizlere daha yüksek kalitede(!) hizmetler vermesine karar verilerek; hayvancılığımızı düzenlemek için Et Balık Kurumumuz (şu an yerinde alışveriş merkezleri, oteller  bulunan) arsaları ve binaları ile satıldı,

 ilkokulda bize öğretilen şekli ile kendi kendine yeten bir tahıl ambarı olan ülkemizi buğday ithal etmek zorunda bırakacak şekilde tarımımız nerde ise bitirildi,

Sümerbank ile başlayarak bankalarımız, maden işletmelerimiz, demir çelik petro kimya üretim tesislerimiz, eğitim, sağlık hizmetlerimiz özelleştirildi,

Ülkemizin ekonomik, siyasi ve idari yapılarını geliştirmek için; 1999 – 2000 yılları içinde görev yapan milletvekili olmayan bir bakanımızın ısrarlı önerileri ile milletvekillerimiz gece gündüz çalışarak bir çok kanun çıkardılar,

İstanbul Metropolitan Planlama Dairesi koordinasyonunda 2008 ve 2009 yıllarında yaklaşık 500 uzman katılımları ile yapılan çalışmalar sonucunda hazırlanan Nazım İmar planlarında olmamasına rağmen 2010 yılında birkaç yetkilimizin “muhteşem öngörü ve özverili çalışmaları” ile 3. Köprü, 3. Havaalanı ve hatta bir kanal yapılarak İstanbul’umuzun bir “dünya finans merkezi” olmasına karar verildi,

Ankaralıların ulaşım sorunlarını çözecek sistemin toplu ulaşım yerine, battı çıktı alt ve üst geçitler ile olabileceğine karar verildi ve “şeffaf” bir şekilde ihaleleri yapıldı,

Hak ettiğimiz kentli haklarına kavuşabilmemiz için 1989, 1994, 1999, 2004, 2009, 2014 yerel yönetim seçimleri öncesinde siyasi parti yöneticilerimiz, yerleşim bölgelerimizi  en iyi yönetecek belediye meclis üyeleri ve belediye başkan  adaylarını belirleyebilmek için, yerel bazlı ihtiyaçlar, öncelikler, yetkinlikler yerine aylarca isimler belirlemeye çalıştılar,

Ülkemizin orta ve uzun vadede daha mutlu günler yaşayabilmesi için yapılan 1983, 1987, 1991, 1995, 1999, 2002, 2007, 2011 genel seçimleri öncesine siyasi parti yöneticilerimiz bizi en iyi temsil edecek milletvekili adaylarını belirleyebilmek için, aylarca kapalı kapılar ardında çalıştılar,

Daha fazla örnek yazmanın ne kadar yararı olur bilemiyorum ama özet ile tüm bunların karar süreçlerinde ciddi çalışmalar var; “hepsi de bizim için ve bize rağmen” . İnanın yukarıda yazılan, mutluluklarımızı elimizden alan her karar öncesinde ciddi araştırmalar, analizler, değerlendirme toplantıları yapılıyor, süreç ve olası etkileri tartışılıyor ve ilgili kararlar alınıyor.

Yazılanlara ve yazılanları okurken sizlerin akıllarına gelenlere ilave olarak;  7 aralık 2014 tarihinde tamamlanan Milli Eğitim şurasında ülkemizin ve geleceğimizin teminatı çocuklarımızın daha fazla düşünen(!), sorgulayan(!), araştıran(!), yaratıcı(!), başarılı(!) ve daha mutlu(!) olabilmeleri için, cinsiyetlerinin yaşamlarındaki öneminin altı çizilerek zorunlu almaları gereken dersler de belirlendi, işlem tamamlandı.

Tüm bunları düşününce, yaklaşan 2015 Nisan veya Haziran ayı ortalarında yapılacak seçimlerde “bizler adına, bize rağmen, bizim için” düşünecek kişileri “bu sefer bizler mi seçsek” dedim kendime.

Acaba, yetkin, kişisel egolarını kenara bırakmış, doğasever, yurtsever, katılımcılık süreçlerine inanan, gerçekten fedakarlık ve özveri ile çalışacak, anlatmaktan çok anlamaya odaklı, konuştuğu zaman anlayabileceğimiz, cesur  birilerinin bizlerin vekilleri olmasına bizler de katkı koysak mı?

Her denemede olduğu gibi bu satırları da soru veya sorular ile devam ederek bitirmek istiyorum.

Birkaç senede bir oy almış olmanın seçilmişlere verdiği haklar içinde neler var, vekillerimiz hangi detaylarda karar alabilirler? Sınırsız karar yetkileri var mı? Bir sonraki seçime kadar geçen süreçte temsil ettikleri bizlerle ne sıklıkla yerel ve/veya genel konularda görüş alışverişinde bulunmaları doğru olur?

Değerli Doğan Kuban hocamız bir yazısının son cümlesi olarak “partilerin seçtikleri değil, toplumun doğal düşünenleri halka geleceği anlatan söylemi yaratmaya başlamalılar”, diye yazmıştı, sizce?

 “bize rağmen bizim için” çelişkisinin çözülmesine “Katılımcılık ve Temsiliyet” kelimelerinin tartışılması ile başlamak katkı sağlayabilir mi?

Selam ve sevgilerimle, 21.12.2014

Sizin düşünceniz nedir ?

Scroll to Top