DERELER
ÖZGÜR AKACAK
9 Kasım 2014 Cumartesi günü birçok doğasever, Derelerin Kardeşliği Platformu DEKAP daveti ile Trabzon’da buluşacak. Benim gibi binlercesi ise kilometrelerce uzaktan yürekleri ile destekleyecekler onları.
Cumartesi günü yüreğim ve bedenim farklı mekanlarda olacak, neden mi; anlatmaya çalışayım. Övünmek gibi olmasın Karadenizliyim de ondan. Biz doğanın tüm güzelliklerinin içine doğduk da ondan.
Biz doğanın kıymetini, eğer dayanışıp hakca paylaşırsak bize verebileceklerinin nasıl artabileceğini, doğaya rağmen değil doğa ile barışık yaşamanın ne denli keyif, coşku, mutluluk dolu olabileceğini ve bu sürecin zaman bağımsız sonsuza dek sürebilecek bir denge olduğunu bizler (nerede ise) doğunca öğrendik de ondan.
Bunları bizlere anlatan, babaannemin de anneannemin de ( dedelerimin değil nenelerimin ) evlerinin altında ahırları vardı, ahırlarında da inekleri, evlerin önündeki küçük düzlükte de kümeste tavukları ve horozu. Fazla büyük olmasa da arazilerimizde fındık, çay, mısır, lahana, fasulye, hıyar, elma, armut, üzüm, karayemiş, çilek, mandalina, portakal ilk aklıma gelen sıradan ürünlerimizdi. Hepsine doğrudan aracısız ulaşma şansına sahip olarak geçti çocukluğumun yaz ayları, genellikle kendi bahçemizde atalarımızın ektikleri yanında komşularımızın bahçeleri de (mal sahiplerinin haberleri olmadan da olsa) uğrak yerlerimiz beslenme ve eğlenme alanlarımız oldu.
Eğer mevsiminde memlekette değil isek, babaannem veya anneannem Trabzon veya Ankara’daki evlerimize gelirlerken sebze, meyveler yanında tereyağ, peynir vb süt ürünlerini de getirirlerdi, bir de bir bidon olurdu otobüsün bagajında, otobüs garajından eve taşınacak. Bidon; bildiğiniz plastik beyaz beş veya on litrelik bidon işte. İçinde Fındıklı’nın musluklarından akan su, çünkü içemezlerdi Trabzon’un musluk sularını veya Ankara’nın damacana sularını.
Şimdi ikisi de rahmetli ikisi de bilmiyor ki Fındıklı’nın musluk suları içilmiyor ve sadece Fındıklı’nın değil ülkemin nerde ise her tarafında dereler, vadiler, doğa tehdit ediliyor. Ağustos aylarında gittikleri Ayder yaylası turistik işgal altında diğerleri için de yeşil yollar planlanıyor, tüm bölgede plansız yapılaşmalar ve bilinçsiz kullanımlar süratli bir şekilde artıyor ….
Söz konusu projeleri planlayanlara, doğayı katlederek su kaynaklarımızdan tek haneli MW rakamlarda enerji üretip kendilerine ömür boyu aylık gelir kazanmaya çalışanlara nenelerim neler derlerdi acaba? O derelerdeki kırmızı benekli alabalıklarımızın, o vadilerde endemik yüzlerce canlıların yok edilme girişimlerini görselerdi neler derlerdiler? Yüzyıllardır yaşadığımız vadilerimizin, köylerimizin, yaylalarımızın yolunu bilmeyenlerin; yaşamsal ihtiyaçlarımıza, sorunlarımıza kulaklarını tıkayıp görmezden gelenlerin bugün, hukuksuz yasa ve yönetmeliklerden cesaret alarak yaşam alanlarımıza üşüştüklerini görselerdi ne derlerdi, sizce nenelerim?
Ya taşkın koruma adı altında derelerimiz, ulaşım sürati ve konforu adı altında da Karadeniz duble yolu ile denizimiz ile yaşam alanlarımız arasına bir duvar çekildiğini görselerdi, kültürümüzün asli unsurları olan denizimiz, vadilerimiz, yaylalarımız, derelerimizden nasıl uzaklaştırılmaya çalışıldığımızı görselerdi, neler söylerdi nenelerim?
Merak eden var ise; 9 Kasım Cumartesi günü Trabzon’a gitsin, çünkü neneler de, torunlar da, TÜM Karadenizliler HEP BİRLİKTE yaşam alanlarına sahip çıkmak için orada olacak ve sözlerini söyleyecekler. Onlar Trabzon’da sözlerini söyleyecekler bizler de yüreklerimizle onların yanında olacağız.
Bu yazıyı da bir soru ile bitireyim de yaratmaya çalıştığım gelenek bozulmasın; DERELERİMİZİ VERMEYECEĞİZ ve DENİZLERİMİZİ GERİ ALACAĞIZ, değil mi?
sevgi ve saygılarımla,
