Seni ilk kez Vişnelik salonundaki kürsüde, 68’li Hocalarımdan biri olarak, bize “o” dönemin ODTÜ’sünü ve 6 Ocak 1969 Pazartesi günü Komer’in arabasının yakılışını nasıl seyrettiğini anlatırken görmüştüm. Uzun boyun, özgüvenli duruşun, pos bıyıkların, gülen gözlerin, kelimeleri kullanışın, ses tonun, duygularını dinleyenlere yansıtabilmen herkes gibi beni de çok etkilemişti.
Yıllar sonra, SOLFASOL’ün düzenlediği ve senin rehberliğinde gerçekleştirilen Kale bölgesindeki yürüyüşte tekrar karşılaşmıştık. Aynı bölgeye her gittiğimde bunu hatırladığımı söylersem abartmış olmam. O gün bize “vefat edince Aslanhane camii önündeki musalla taşına yatmak istediğini” söylediğini de hiç unutmadım. 22 Kasım 2025 öncesinde, Cunda’ya gitmeyi tercih ettiğini ifade etmişsin, ışıklar içinde yat Hocam. Ne yazık ki orada olamadım. ☹
“önemli değil Peker” deyişini yürekten hissediyor, duyuyorum …
Her zamanki mütevazi duruşunun ardındaki engin birikimin ile yorumlarını beklemek SOLFASOL toplantılarının en heyecanlı anları idiler. Konuşmaya başladığında da, hepimizi dinlemiş ve anlamış olduğunu hissettirip herkesi konuya farklı bir açıdan da düşünmeye davet edişin en çok yararlandıklarım idiler.
Toplantı sırasındakiler ile yetinmeyip sonunda masanın bir kenarında seninle sohbete devam etmenin tadı da bir başka idi. Çok şey eksik kaldı Hocam …
Seninle son görüştüğümüz yer olan Bardacık sokaktaki Solfasol Atölyesi, Temmuz ayı ortalarında basılmış halini elime aldığım AKTİF YURTTAŞLARIN BİRKAÇ ARPA BOYU YOLCULUĞU kitabımı heyecanla götürdüğüm ilk yerlerden biri oldu. İki kitap imzalamıştım biri senin adına diğeri de Onur Hocamın adına. Olası en kısa zamanda sana ulaştırılmasını dilediğim kitabın içindekiler ile ilgili sohbet etmek olasılığı benim için çok değerli idi, eminim senin için de.
11 Eylül’de senin sesini duymak ve göz attığından emin olduğum kitabım üzerinden sohbet etmek için aradığımda her zamanki sevgi ve heyecan dolu sesini duymanın keyfini yaşarken, samimi sohbet sonunda kitabımın (hâlâ) sana ulaşmadığını öğrenince çok üzüldüm …
18 Ekim’de 19 Ekim Cumartesi günü İTŞKV tarafından koordine edilen Şehircilik Bienali’nde konuğu olacağın etkinliğe gelmene doktorların izin vermediğini ve “Kentlerle Arkadaşlık” söyleşini çevrimiçi olarak gerçekleştireceğini duyunca, kitabımın sana ulaşıp ulaşmadığını sordum. Kitabımın hâlâ ulaşmadığının üstüne bir de “artık senin için kitap okumanın pek mümkün olmadığını” öğrenince yine çook üzüldüm. Bencilce belki ama seninle sohbet etmek vesilesi yaratmayı çok istiyordum Hocam.
19 Ekim günü Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde seni ekranda da olsa görmek ve senin anlatışını dinlemek tarif edemeyeceğim kadar farklı ve karışık duygular yaşattı bana. Belki de bizlerle son kez buluştuğunu bilmek, yaşadıklarını yansıtmamaya çalışarak duygu ve düşüncelerini paylaşmana şahit olmak acıttı da sevindirdi de. Yine her zamanki gibi çok farklı bir sunuş yapmayı ve “işte Akın hoca farkı” dedirtmeyi başardın Hocam ????
O akşam adına bir kitap daha imzalayıp “ileri bildirimlerinden yararlanacağım(ız)dan emin olabilirsin Hocam” notu ile yaşadığınız sitenin görevlisine bıraktım. Bu kez, sana ulaşacağından emindim. Eline alıp birkaç sayfa da olsa çevirebildin mi bilemiyorum ama seninle “Aktif Yurttaşların Yolculuk” denemelerimiz hakkında sohbet etmek ve senin bizleri takdir ederken dahasını sorgulatan değerlendirmelerini dinlemek istiyor(d)um Hocam …
Solfasol’de yıllardır yazdıklarımı okuduğuna ve beni en iyi anlayanlardan biri olduğuna eminim. Bildiğin gibi ben tüm yazılarımı soru ile bitirmeyi tercih ediyorum. İşte bu yazının sana sorusu Hocam.
“HANGİSİ DOĞRU?”
İnandıklarımız doğrultusunda emek verip belli bir aşamaya gelerek sesimizi birilerine duyurmaya başladığımızda, yol arkadaşlarımızın sayısının arttığını gören “sistem” bizi oyuna davet ederek bir parça rol öneriyor ve kendimizi iki yol karşısında tercih yaparken bulup, bazen topluluğumuz üyeleri ile birlikte genellikle de yalnız düşünmeye başlıyoruz.
Olasılıklardan biri; ilk günden bugüne komşularımız ve hemşerilerimiz ile ortaklaştırdığımız değerler ve ilkeler doğrultusunda yola devam ederek sistemin davetini umursamamak zira bizim ve yol arkadaşlarımızın amacı “değerler ve ilkeler ile mevcut var olan kültürü, sistemi değiştirmek üzere” yola devam etmek.
Hepimiz biliyoruz ki; yol uzun ve doğal olarak çok vakit alacak. Zaten mücadeleyi daha anlamlı hale getiren tarafı da amacımıza ulaşmak yolunda ciddi adımlar atarken değişime, dönüşüme bizlerden sonraki nesillerin mutlaka şahit olacaklarını bilmek, değil mi? Gelenek kalıcı bir şekilde değişmeye başlayıp patikamız da yola dönüşmeye başladığında, yararları daha geniş kesimler tarafından sorgulanmaya, kabul edilmeye ve içselleştirilmeye başlanacak ve siyaset kültürümüzün parçası olacak …
Olasılıklardan ikincisi de; o güne kadar oluşturduğumuz etkiyi ve potansiyelimizi fark edenin “davet”ini kabul edip “sistemin parçası olarak” değişimi daha “etkili” bir şekilde yönetebileceğimizi sanmak.
Biz bunları düşünürken; asırlardır etkisini arttırarak varlığını sürdürmeyi başarmış olan “sistem” etki alanımızı zaman zaman genişleterek enerjimizi ve potansiyelimizi yönetmeyi dener mi, denemez mi? Topluluk olarak ürettiklerimiz süreç içerisinde evrensel değerlerden uzaklaş(tırıl)arak topluluk üyelerinin tatminleri odaklı devamı sağlanacak ve çalışmalarımızın geleneksel siyasetin parçası olduğu fark edilecek …
Sence HANGİSİ DOĞRU Hocam?
Şu an gözlerinin irileştiğini ve konuşmaya hazırlandığını görüyor ve heyecanla duymayı bekliyorum Hocam. Elimde kalem ve masadaki kareli not defterim ile ağzından çıkacak her kelimeyi yazmaya hazırız.
İki yaklaşım arasındaki farklılıklar ile son aylarda SOLFASOL gündeminde nerdeyse tek başlık olan EŞİT YURTTAŞLIK ve DEMOKRASİ çalışmaları hakkındaki değerlendirmelerini dinlemeyi ne kadar çok ister(d)im bilemezsin Hocam. Aslında beni tanıdığın için, ne kadar istediğimi sen çok iyi bilirsin …
Yaklaşık 35 yıl sonra olmasını dilediğim bir sonraki görüşmemizde yukarıda sözünü ettiklerim dahil sohbete kaldığımız yerden keyifle devam etmek üzere sevgiler Hocam.

